Çarşamba, Eylül 07, 2022 -
0 Yorum
0 Yorum
Hak, Havale ve Cenaze Meselesi.
İnsan haksızlıkla karşılaştığını düşündüğünde, zulme maruz
kaldığını zannettiğinde, iftiraya uğradığını hissettiğinde; hemen “hakkımı
helal etmiyorum, Allah’a havale ettim, ahirette görüşürüz” benzeri cümleleri ya
da “ne cenazeme ne cenazene” kararını salıverir dilinden.
Bunda bir sorun yok; zulme uğrayan tabiidir ki hakkını Rabbinden
bekleyecek ve Huzuru’nda alacak. Hem de eksiksiz; elhamdülillah.
Yalnız bir hususa dikkat etmek lazım gelir diye düşünüyorum.
Size zulmettiği kanaatine vardığınız insanın başına dünyada bir menfi durum geldiğinde
nefsiniz pay çıkarıyor ve “ohhh” diyorsa, intikam almış hissine kapılıyorsanız;
hatta başına bir şey gelsin diye, dedektif edasıyla tetkikte bulunup tetikte
bekliyorsanız; olmadı. Siz, baş edemediğiniz bir yükü çözemediğiniz için, kendi
hatalarınızı görmek ve onlarla yüzleşmek istemediğiniz için sorumluluktan
kaçıyorsunuz, fiillerinizin doğruluğundan emin değilsiniz demektir.
Madem hakem Allah dediniz, o zaman dünyevî ve nefsî
beklentilerden kurtulun. Daha da mühimi Hakim’in size de sorular ve beraberinde hesaplar soracağını unutmayın. Hâkim, Hakem ve Hakîm olmak icabıdır bu
durum. Değilse “Allahu azizün zü’ntikam” deyip, bizi bizim arzumuza uygun olarak hâşâ aklayacağını beklemek,
hâşâ davamızın avukatı zannetmek en basit ifadesiyle şirktir.
Kim olduğunuzu bilemem, meselenizin ne olduğuna vakıf olma
ihtimalim de yoktur; buna âciz de dahil ve hatta başta olmak üzere. Eğer
bu şartlar altında meselemizi Allah’a havale ettiysek, doğru yoldayız demektir.
Ahiret, mizan, mahkeme-i kübra bunun için var. Âdil, Hâkim, Hakîm, Rahman ve
Rahim olan Rabbimiz taahhüt etmiş; itibar etmemek de isyan ve itiraz sayılır.
Diline ayar yapmayanlar; kalplerini ve zihinlerini insan eti
yiyerek, itibar ve şeref tüketerek besleyenler; bile-isteye yalan söyleyenler neden orada rahat olsunlar ki? Niçin cüz-i iradelerini şuurlu olarak hevâlarının emrine verenler karşılığını burada ödeyip, öylece geçip gitsinler? Cehennem İlâhî adaletin gereğidir; vicdanınız
rahat olsun.
Mesela bendeniz, canımı yakan ve yakmak için hiçbir fırsatı
kaçırmayan birine (aslında yapışık üçüzler gibi, üç kişiydiler) vaktinde böyle
demiştim; hâlâ diyorum. Divan’a yazdım dilekçemi; Ya Rabbi bu husustaki tüm fiil ve sözleri,
bana yapılanları ve yapılanlardaki benim kusurlarımı en iyi bilen sensin; Sana
havale ettim. Kusurun kâhir ekseriyeti bende ise ne dünyada ne de ukbâda bir
beklentim olmayacak; zira Senden başka Âdil yok; her iki cihanda icabı ve karşılığı neyse şimdiden kabul ettim. Âmennâ!
Yok eğer cürmün ve zulmün kâhir ekseriyeti on(lar)da
ise; onların ve her düzeydeki destekçilerinin başına, bana yaptıkları zulüm
nedeniyle dünyevi bir belâ ve musîbet verme; adaletin gereği verirsen de ben duymamayım, tâ ki nefsim
pay çıkarmasın. Maruz kaldığım haksızlığın karşılığını dünyada almak
istemiyorum ve almış olmayayım. Ben hesabımı Senin huzurunda vermek ve hakkımı
Senin huzurunda almak istiyorum.
Hatta bana hakk(lar)ını da helal etmesin(ler). Mahşerde bir
miskal hayır için koşuşturan insanların halini söylüyorsun ya. Bu halde iken enim için en
büyük zillet, o kişinin-kişilerin bana dünyada veya o esnada
hakk(lar)ını helal etmiş olmaları olacak. Bu günahkâr kulun, eğer senin razı olduğun
kullarının zümresinde olacaksa veya idiysem o kişi(ler)den bir hayr,
merhamet, af görerek olsun istemem. Başkaca dünyevi bir beklentim ve talebim yoktur;
illâ ve sadece Sen bana kapını kapatma, zira gidecek, medet umacak ve umduğunu verecek ikinci
bir kapı yoktur.
Ey Rabbim; bencileyin zulüm serisinin sondan bir önceki
hamlesinde canım o kadar yanmıştı ki dilimden; “Allah yara versin kaşıyacak
tırnak vermesin, evlatların(ız) gözünün önünde olsun ama kolların(ız)la
saramayasın(ız)” olmuştu. Arkasından pişman olup eklemiştim, “Rabbim eğer ben
haklıysam bu hal(ler)ini duymayayım, görmeyeyim, bilmeyeyim. Bu aciz ve
günahkar kulun Sen’den başka Âdil ve Hâkim bilmiyor, huzurunda hesabımı gör”
deyivermiştim.
Çok rahatım; şimdi ve uzun zamandır. Kusurlarımı biliyorum
ve buna rağmen huzur içindeyim desem yeridir. Çünkü ve iyi ki ahiret var;
elhamdülillah.
Yalnız; özellikle ve öncelikle nefsime ve eğer olursa bu sözlerime kulak asanlara iki
küçük tavsiyeyi tekrar hatırlatayım; o kişinin-kişilerin dünyada zillete
düçar olmasını isteme, arzu etme ve bekleme. Bu yönde hiçbir arzu, fiil veya bedduada
bulunma, hatta akıbet(ler)ini bile merak edip araştırma. İkincisi; bu meselede senden
kaynaklı kusurlar varsa ey nefsim; bunu bil ve Huzur-u İlahî'de payına düşecek
olana razı ol. Ki nefsin, dünyada intikam almak hırsıyla seni yakmasın ve
aldatmasın. Davan, nefsin hesabına olmasın.
“Zalimler için yaşasın cehennem” demek, Âdil-i Mutlak'a
sığınmak demektir. Mazlumun kimi var ki Allah'ından başka? İnnallahe(1), Vallahu azîzün
zü'n-tikâm(2); tüm şeref ve onur katillerinden; tüm yalancı ve sahtekârlardan; hakikati örtmek suretiyle, kendi kurgusunu öne çıkarıp dayatan bilumum şarlatanlardan.
Yâ Rabbî; cürmüm ile geldim Sana. Yaptığım bütün günah,
kusur ve suçlarım için Sen’den mağfiret, rahmet ve af diliyorum. Bu ve benzeri
cürümleri işlememek için Sen’den medet diliyorum. Razı olduğun kullarından
olmak için, bu hal üzere teslim-i ruh etmek için bana kapını kapatma; gidecek
başka kapı yoktur. Senin razı olacağın amel ve fiilleri, ihlas ile yapabilmem
için bana yardım et, bana fırsat ve imkân ver. Son nefesimde, dilimde yalnızca
ve ancak Sen ol. Kalan dakikalarım, yalnızca Sana ve kapına yaklaşacağım güzergâh
üzerinde geçsin ve bu hâl üzere nihayete ersin. Amin.
El-mekân fî âlemi’l-fân
17 Ağustos 2022
Engin MUTLU
--------
(1) İbrahim, 47: Felâ tahsebenna'llâhe muḣlife va’dihî rusulehû. İnnallahe azîzün
zü'n-tikâmin. Sakın Allah'ı, peygamberline söylediği va'dini yapamayıp da cayacak sanma. Tereddütsüz ve asıl Allah; tam karşılığını verme, misliyle cevap verme özelliğine sahip en üstün olandır.
(2) Âl-i İmrân, 4: Min kablü hüden li'n-nâsi ve enzele'l-furkânü. İnne'l-lezîne keferû bi âyâti'llahi lehüm azâbun şedîdün. Vallâhü azîzün
zü'n-tikâm. Daha önce de insanlara hihayet vermesi için Furkan'ı (hakikati fark ettiren ilahi kitapları) gönderdi. Allah'ın ayetlerine kafir olanlar (üzerini örtüp yerine kendi söz ve davranışlarını koyanlar) için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah; tam karşılığını verme, misliyle cevap verme özelliğine sahip en üstün olandır.
_________________________

0 yorum:
Yorum Gönder