24 Mart 2015 Salı

Salı, Mart 24, 2015 - 0 Yorum

Pot Kırmak veya Put Kıramamak!

İnsan, ama doğru ama yanlış bir düşüncesini ifade ettiğinde, sözün muhatabı niçin hiddet girdabına tutulur? Şahsi veya dünyevi bir beklenti yoksa siyasi mülahazalar veya beklentiler ihtiva etmiyorsa, ne bileyim mesela bir makam, mevki, ikbal, nema veya emtia derdi taşımıyorsa duydukları insanı neden insanlık mihverinden uzaklaştırır? Deccala veya süfyana temennanın olmadığı, nefs-i emmarenin gıdası olan riyanın karışmadığı, İslam akide ve umdelerine zarar vermeyen samimi sözler neden ayıp ve suç sayılır?

Eğer bir Nur Talebesinin bir başkasına hakikati ifade etmesi veya hiç bir şekilde “hoparlör” görevi görmeden en azından mahza kendi kanaatini söylemesi propaganda olarak algılanacak ise, o zaman şöyle geriye dönüp nefsî, dünyevî, siyasî vb. menfi “hırs ve hubb”ları işmam eder bir tarzda, bilmana teklif ve itirazlarda bulunanlara, koca bir cemaati su-i zan altında bırakarak bir dolu ithamatı yapanlara dillerinden ve klavyelerinden dökülenlere göz atmasını tavsiye ederim.

21. yüzyıl/ahirzaman Müslümanlarının imtihanı uhuvvet üzerine kurgulanmış, sualler hep bu konudan geliyor. Müslüman olduğunu söyleyen bazı kimseler ise sanki cennete gideceklerin listesini eline geçirmiş gibi hareket ediyor. Dışlayıcı veya itham edici oluyor ya da "açık yeşiller otobüsün neresinde oturacak koyu yeşiller neresinde oturacak hikayesi”ne dizi dizi senaryolar hazırlıyor. Bu dizinin yayınlanan son bölümünde aksiyon sahneleri yine Risale-i Nurlar üzerinden, hatta set çekmek engellemek üzerinden yürütülüyor.

Put ve pot kelimeleri ne demektir, arkasına “kırmak” fiilini eklerseniz ne manaya gelir, bu iki kelime arasındaki muazzam fark nedir, nasıl yazılır ve nasıl okunur az biraz Osmanlıca’dan behresi olan bilir, daha doğrusu bilmesi gerekir. Osmanlıca yazılan ifadelerde bir yazım hatası veya okunamama, silinti, kazıntı gibi bir kusur yoksa ilk defa yazılan veya karşılaşılan bir kelime değilse, elyazması olan kelimeler steno tarzı kişisel kısaltmalar ve özelleştirmeler içermiyorsa, hele cümleyi kuranın veya te’lif edenin meramı maksadı biliniyorsa öyle zannedildiği gibi tartışma götürecek bir durum asla oluşmaz. Osmanlıca da tıpkı matematiksel bir işlem gibi siyak ve sibakı arasında tenasüp bulunan, meram anlatmaya yarayan oldukça da zengin anlam/anlatım genişliği olan bir yazı yazma vasıtasıdır. İstenildiği gibi okunacak, zamana ve şartlara göre değişiklik arz edecek, nereye çekilirse oraya götürülebilecek ilkel ve basit bir kitabet lisanı değildir.

Bediüzzaman Said Nursi gibi hayatı İslam'a hizmet için geçen ve miskale zerre dünyalık düşünmeyen birinin "cinayet işledim" derken bile daha iyi hizmet konsantrasyonunu sağlamaktan bahsetmesi söz konusu iken, onun “cinayet” dediğine biz “amel-i salih” olarak bile yaklaşamamışken, “bütün hayatımda bana yapılan işkence ve azapların sebebi ona dost olmadığımdandır" ifadesi ile sergüzeşt-i hayatını özetlerken, aynı kişiye karşı korkmadan çekinmeden hem onlarca milletvekilinin önünde, hem de şahsın kendi makamında parmaklarını sallayarak bir mühim hakikati ifade etmişken, ardından geldiğini iddia edenlerden bazıları Üstad’ın pot kırdığını zannederek kendisine “patavatsızlık yapmak ve muhatabı karşısında acze düşerek dilini tutamamak” fiilini layık görüyorsa el-insaf demekten başka bir şey söylenemez. Vicdanı sönmemiş, insafı kurumamış, aklı kiraya verilmemiş hiç kimseye bu haksızlığı kabul ettiremez. Bunu bu yalınlığı ile ifade etmek olsa olsa hakkı teslim etmek olarak düşünmelidir. Hakk’ın hatırı hiçbir hatıra feda edilemeyecek kadar âlîdir diye bilinmeli ve kabul edilmelidir.

Üstad bu iddia edilen kısmın haricinde Risale-i Nurların hiçbir yerinde "pot kırmak" kelimelerini telaffuz ve isti’mal etmemiştir. Ben bulamadım, bulan ya da bilen varsa söylesin. Bu iddiayı dile getirenler aslında ne diyor biliyor musunuz? “Bediüzzaman Said Nursî hayatında sadece bir kere pot kırmıştır, onu da bir hayat boyu işkence ve azap çekmesine sebep olan kişiye karşı kırmıştır.” Öyle mi? Ne büyük bir itham ve iftira.

Bu durum, hele ki bu mevzu “Osmanlıca şöyle yazılır, böyle okunur” denilebilecek kadar basit ve geçiştirilebilir bir konu olmadığı gibi tartışma da götürmez. Zaten Osmanlıca da nereye çekersen oraya gidecek bir lisan değildir, bunu az önce de söylemiştim.

Bütün bu sarsıntının, hedeften uzaklaşmanın ve Büyük Dava’ya engel teşkil etmenin veya ettirilmenin asıl sebebi “Okunuşunda ve yazılışında ihtilaf olmayan Risaleler”in okunuşundadır. Çünkü asıl ihtilaf beynel-mü’min meseleleri hall ve şerheden Uhuvvet ve İhlas Risaleleri’ndedir. Hatta Münazarat ve Hutbe-i Şamiye’de ve hatta maalesef Sözler’de ve Küçük Sözler’dedir. Buradaki ihtilafların temel sebebi ise okuma ve yazma üzerine değil, hakikati görme, manayı kavrama ve hayata geçirme üzerinedir. İhtilafın asıl sebebi olduğunu düşündüğüm bu durum ise maazallah insanı, kendisi gibi düşüneni veli, hemfikir olmayanı da şaki görmek gibi bir azim hataya sürükler. Bu ihtilaf sebebiyle değil midir ki te’lifinden bugüne kadar geçen zaman içerisinde ilk defa bir yıldır Risale-i Nurlar hiçbir surette matbuat lisanıyla neşredilememektedir?

Devlet koruma altına aldı diyorlar. O kadar korunacak sahipsiz eser var iken ne olmuş da birileri Risale-i Nurları korunmaya muhtaç görmüş? Osmanlı’nın medeniyet terekeleri ah-u enînle bîzârdır. En başta da Yetim ve Mahzun Ayasofya. Madem Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurları bu kadar çok seviyorlar o zaman Üstad’ın devletten bu minvaldeki en birinci talebi olan Ayasofya Camii’ne hürriyetini verseler ya. Ama doğru verecekler, Sultanahmet Camii hele bir dolsun, verecekler. Nasıl ki Çamlıca Tepesinde, Kısıklı, Burhaniye, Ümraniye havalisinde namaz kılacak yer kalmadı, Üsküdar’ın bütün camileri tıka basa doldu oraya yeni bir ma’bed dikiyorlar, Müslümanlar Sultanahmet Camii’ni doldursunlar Ayasofya Camii’ne da hakkını verecekler.

Bugüne kadar Risale-i Nur’u ve Nur Talebelerini yok etmeye çalışan Kemalist Sistem ve onun bugünkü kontrolörleri binlerce sayfanın bir tek cümlesini bile hala görmezden gelirken, dikkate alıp uygulamak için hiçbir çaba sarf etmezken hidayete gelip Mehdi’ye tabi olmaya mı karar vermiş? Ortaya çıktığı ilk günden beri Üstad’ı, Risale-i Nurları ve Nur Talebelerini kendine rakip ve zaman zaman da düşman gören Milli Görüş’e rüyasında Üstad mı ayan olmuş ki hem de tekeline alarak koruma ihtiyacı hissetmiş? Bilâ noksan tamamını neşretseydi şükran ve minnetle alkışlardık. İşarat'ül İ'caz’ı “basacağız” dediler alkışladık ve can-u gönülden teşekkür ettik. Onu da yapamadılar ya neyse. Hiç kimse “bastılar ya kardeşim, ellerinde sallaya sallaya ekranlara çıkıp gösterdiler” demesin. Diyen olacaksa da üzerinden bir sene geçti önce baskı adedini, akabinde fiyatını sonra da Diyanet stantlarında satışa sunulduğuna dair görüntüleri paylaşsın. Malum bir çiçekle bahar olmuyor. O kadar hayırhah iseler arşivlerden Üstad’ın mahkeme dosyalarını çıkarsınlar ve bassınlar. Ona yapılan zulümlerin sebebi olan resmi evrakı yayınlasınlar. O evraka mebde’ olan dahili ve harici direktörleri ve onların direktiflerini açıklasınlar. Ki biz de samimiyetlerine inanalım. Değilse şu soruyu sormak benim gibi samimi bütün Nur Talebelerinin hakkıdır; bayram değilken seyran değilken bu öpücük neden? El-cevab; görünen ve anlaşılan o ki pot ve hatta potlar kırmak için.

Okuma, yazma ve anlama farklılıkları/hataları nedeniyle farklı güzergâh seçenleri geçtim, neticede herkes cüz-i ihtiyarıyla tercih hakkını kullanıyor, bu gözler ve kulaklar hizmetin ve milletin malına sözüm ona hizmet adına el koyanları da gördü ve duydu. Kim bilir şu imtihan vetiresi içerisinde daha nelere şahit olacak?

Ya Rab, bütün kardeşlerimi Sana hakkıyla kulluk ve şükreden, Senin yolunda ihlas ile hizmet eden Mü’min ve Müslim Nur Talebeleri’nden eyle. İnsî ve Cinnî tüm şeytanların şerlerinden muhafaza et. Bizi İman ve Kur’an Hizmeti Dairesi’nin dışına çıkarma. Bir lahza dahi olsa nefsimizin eline ve insafına bırakma Allah’ım. Amin.

Engin MUTLU



__________________________

0 yorum:

Yorum Gönder