Pazartesi, Mayıs 30, 2022 -
0 Yorum
0 Yorum
Yardan Uçmak!
İnsan derler, insan nedir bildin
mi, sen?
İnsan; sabit ölçülü kalamayan,
ölçüyü unutan veya kaçıran, ölçüyü tutturmak için ölene kadar mücadele veren ve
fakat imtihan sırrı gereği, ne kadar uğraşsa da ölçüsü hep eksik kalmaya mahkûm
olan demekmiş, bunu anladım. Ve Eyvallah.
İnsan, eksik kalan miktarı, yani
tutturamadığı ölçüyü Rabbisinin önerdikleri ile tamamlayamıyor ise ne “Bura”da
ne “Ora”da nâkıslıktan kurtulma ihtimali kalmayan imiş, bunu gördüm. Ve Âmennâ.
Ben, imtihanın bu ana kadar geçen
kısmında, bunlar ve bunlar gibi birçok hakikati, zaman zaman gafil kalsam da
anladım artık. Ve Estağfurullah.
Kadınları anlayamadım bir tek. Hiçbir
ölçüyle, mikyasla, sayıyla orantı kurup, terazinin nasıl, ölçünün ne kadar olması gerektiğini
bulamadım. Ne olmalı, ne zaman olur, niye tutmadı, neyi arzuladı, hedefi nedir
bilemedim; hassas ayarını hiç bir faninin yapamayacağı şu fâni hayatta? Ve Ne'uzübillah.
“Eşeği yardan uçuran bir tutam ot”,
derler. Bu sözde; eşeği insan, bir tutam otu dünya lezzeti; yar'ı da zarara
düşmek zannederdim hep, birçok insan gibi. Meğer yar; adı üstünde yâr, yani
kadın; eşek erkek; bir tutam ot da huzur, sevgi, mutluluk ve ölçüyü fâni
dünyada tutturmak hayali ya da zannı imiş. Ve Elhamdülillah.
Aradığı ölçüyü ister dünyevi,
ister uhrevi, ister şehevi her ne niyet, maksat ve arzu sebebiyle olursa olsun,
kadınla bulmaya, tutturmaya çalışan kişinin akıbeti yardan yuvarlanmaktan ya da yar'ın başında öylece kalakalmaktan başka
olmuyor. Eğer umûr-u/emr-i ilahî ile tamamlanmaya
ve iktifa etmeye razı olmaz ise.
Mesela; diyelim ki başta “iki ile iki”nin toplandığında “dört”
ettiği konusunda hem fikir oldun. Bir süre sonra bilenemeyen bir sebeple sonucun
“beş” olması gerekiyor. Bakıyorsun, bir süreliğine mesela “yetmiş” oluveriyor, her
nasılsa? Bir başka sefere “üç” olduğunu, onun da ancak “iki buçuktan” zar zor
oluştuğunu görüveriyorsun. Gel zaman git zaman ilk hesabın yekûnu, yani “dört” hem de celî sülüs hatla tekrar önüne
çıkıveriyor. Buraya kadar ikileri a'mâl-i erbaadan cem amelinin akibeti olarak “beş farklı” neticeye
ulaştık ya işte bu a'mâl vetiresi bir hafta içinde de neşv-ü nema bulabilir, bir sene
içerisinde de. Hatta işlem adedi beşten az da olabilir, birkaç katı fazlası da.
Ama ikileri toplama işleminin iki farklı sonuçtan az olmayacağı kesin.
Bir diğer mesele de istersen her
hesaptan sonra sonucu kabul et, razı ol, bir sonraki işlemde bir öncekinin,
hatta ilk sonucun ve çoğunlukla da hepsinin yanlışlığının sebebini üzerinde yapışık hatta dövme gibi nakş edilmiş olarak görebiliyorsun. Bitmedi, diyelim bu durumu da kabul ettin, bu sefer
de tüm işlemlerin aslında kocaman bir “sıfır” olmak zorunda olduğunu kabul da şahidi olarak,
aslında matematiğin bilenemezliği ve anlaşılamazlığı açmazı ile öylece kalakalıyorsun.
Ve final sahnesi; bütün aşamaları ve genel yekûnu ihtiva eden bilanço önünde, kalem elinde, gözün sayıların arasında, karalanmış sayfaların üstünde düşünüp duruyorsun tüm çaresizliğinle; bu sonuca nereden ve nasıl ulaştım,
bu iş buraya niye geldi? Maalesef matematik, sözüm ona aynı bilinemezliği,
analaşılamazlığı ve dahi çözümsüzlüğü ile çare olamıyor; hem de tutturmaya çalıştığın
ölçülerin hiç birisi için.
Ne zor bir imtihan sorusu imiş;
kadın. İnsan, anladığım kadarıyla bu sorunun zor olmasını hak edecek
şartlara kendisi de katkıda bulunuyor. Hal böyle olunca ve artık diyorum ki; “Rabbim,
Sen bizi kadınlar dahil her şeyle; sevdiklerimizle, sağlığımızla, kazancımızla,
malımızla, sağlığımızla, korkularımızla imtihan edeceksin, inandım. Ama hem
kendi adıma hem de her kul için dua ediyorum ki; yârdan uçuracak hatalar
yapmamamız için yardımını benden ve bizden esirgeme, kendimizin kendimize yükleyerek ağırlaştırdığı bu çetin soruyla, sebebi biz de olsak karşı karşıya kaldığımızda çaresiz ve yalnız bırakma, bu sorulara yanlış cevap verecek hatalardan uzak tut Allah’ım. Amin."
Hiçbir şeyin tamamlayıcı ölçüsü
dünyada mümkün değil ya, geriye dönüp baktığımda; yuvarlandım mı, düşüp
parçalandım mı, yoksa hâlâ düşüyorum da farkına mı varamadım, bilmiyorum, şu
meşhur yardan. Ama hissettiğim, içinde bulunduğum bu duruma sebep olan hatalarımla
beraber, Rabbim tüm soruları son düzlükte iken, bir kez daha ve son kez olarak soruyor, "ikrarın nedir", diyor gibi. Artık ve hâlâ sonucun dört olduğu hakikatinden
uzaklara savrulmuşsam, unutmuşsam veya göremiyorsam; yandı gülüm keten helva.
Bildiğim, işlemin hakiki sonucunu
yazabilmek ve söyleyebilmek için başkaca bir müracaat makamının olmadığıdır. “Rabbim, Sen bu
aciz, günahkâr ve hatalı kulunu affetmezsen başka medet edecek yoktur; Sen bu
hakikati kavrayarak yaşamak konusunda nefsimi engellemek için yardım etmezsen, durduracak
başka el yoktur; Sen kapını bana kapatırsan Sen'den başka gidecek yer, önünde duracak kapı yoktur.
Estağfirullah el-azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hû.”
Son sözüm, Tâhirü'l-Mevlevî'nin
sözleridir:
Eli boş
gidilmez gidilen yere,
Boş gelmedim
ya Rab, ben suç getirdim.
Dağlar
çekemezdi bunca vebali;
İki kat, sırtımda; pek güç
getirdim.
Bâbü'r-Rızâ
17 Mayıs 2022
Engin Mutlu
_________________________

0 yorum:
Yorum Gönder