Perşembe, Nisan 05, 2018 -
0 Yorum
0 Yorum
Aaaah! Kudüs!
Cenâb-ı Mevlâ Saff Suresi'nde Allah'a ve Rasulüne iman ettikten sona can ve mallarıyla mücadele-cihad eden mü'minlere günahların bağışlanması ve en güzel nimetlerle doldurulmuş cenneti müjdeledikten sonra bunları nihai-son noktada yani ahirette "asıl kurtuluş" olarak vaad ediyor.
Ardından 13. ayette buyuruyor ki;
Peki, hangi kullar bu dünyevî ve uhrevî müjdelerden nasibini alacak? Cihad edenler. O kadar yanlış, eksik ve dar kapsamlı anlıyoruz ki cihad kelimesini... Bunun en net göstergesi Kudüs'tür. Elde silah savaşırken mi Kudüs müslümanların oldu ve müslümanlarda kaldı sanıyoruz? Savaş kısmı son işlemdi mücahedede. Eğer sadaece savaş cihad olsaydı, biz savaşa savaşa kaybetmezdik Kudüs'ü.
Cihadın içini boşalttık. Kuru kahramanlık, gösteriş, rehavet bizi de Kudüs'ü de mahvetti. Dünyamızı ve dinimizi yaşarken cihadı bıraktık, daha doğrusu Hz. Peygamber'in Büyük Cihad dediği günlük hayatımızı tembellik ve miskinliğe gark ettik. Ardından düzenimiz bozuldu. Bozuk düzende insan yetiştirmeyi ve yetişmiş insanlarla iman disiplinini sağlama becerisini yitirdik. Kudüs gitti parmaklarımızın arasından. Sadece İlk Kıble mi, Hicaz; Mekke ve Medine gitti. Bağdat, Şam-ı Şerif, Musul gitti. Balkanlar gitti balkanlar, hem de ne gidiş. Dört yüz yıl bizim dediğimiz topraklar, 45 günde gitti, bir daha gelmemecesine...
Halbuki, neredeyse yirmi beş yıl bilfiil bütün bir millet, akan teri, yaralanan bedenleri, dökülen kanı bırakın, ölümüne cihad etmemişmiydik? Hem de ne cihad; aç susuz, elbisesiz, malzemesiz, mühimmatsız.
Bugün ne değişti müslümanlarda? O zamandan farklı olarak ne yapıyoruz ki; Kudüs'ü prangalarından kurtarmak mümkün olabilsin? Hiçbir şey. Hâlâ cihadı sadece savaş etmek-çarpışmak zannediyoruz.
Kuru laf kalabalığı, içi boş hamasî cümleler, "Büyük Cihad"ı göz ardı ederek yaşanan bayat, kopya ve kof hayatlar...
"Dua ediyoruz ya" diyenleri duyar gibiyim. Ve lâkin dua etmenin de bir adâbı, ahlâkı var. Ahvâlimiz Mevlâ'yı fark etmezken, dil ve dudak duadan aşınsa ne fayda! Bu aymazlığın ve pervasızlığın ve hatta gaflet içinde dua ederek yaptığımız, hâşâ pazarlıktır ki; siz ister açık deyin ister gizli, bunun adı şirktir.
Ahval bizden, tespit ve teşhis ve fetva Mehmed Akif'ten:
"Çalış!" dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir...
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!
Onun hazîne-i in'âmı kendi veznendir!
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek,
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızır'ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın o;
Çoluk çocuk O'na âid; lalan, bacın, dadın O;
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;
Alış seninse de, mesûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı o.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha?"
Aaah Kudüs!
Ey Emanet-i Rasûl (sav) ve ey dedemin mirası mübarek belde! Yapıyorum; görmüyorlar, kabul etmiyorlar, siz yapın diyorum; kulak asmıyorlar, söylüyorum; dinlemiyorlar, bakın diyorum; görmezden geliyorlar. Sana bu hali reva görenlere buğz etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Kim bilir, daha ne sözler söylenecek tüm zalimlere ve menfaatperestlere? Ne galiz ifadeler sıralanacak, hatta fiilen tersi yapılırken ne boykot teklifleri savrulacak ortalığa kim bilir?
Heyhâte heyhât.
“Rabbim! Eğer dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden bazı beyinsizlerin yaptığı şeyler yüzünden bizi helâk mı edeceksin? Bu, senin imtihânından başka bir şey değildir. Onunla kimi dilersen dalâlete atar, kimi de dilersen hidâyete erdirirsin. Sen bizim velîmizsin; artık bize mağfiret eyle; ve bize merhamet buyur; çünki sen bağışlayanların en hayırlısısın!” -A'raf 155-
Engin MUTLU
__________________________


0 yorum:
Yorum Gönder