7 Aralık 2025 Pazar

Pazar, Aralık 07, 2025 - 0 Yorum

Teknolojiyi Sabır İmtihanına Çevirmek Mahâreti...

Ya da bir sabır testi olarak, insan için teknolojiyle imtihan olma seçeneğini üretmek.

Günümüzde, teknolojinin geldiği seviye karşısında yetişkinlerin takındığı tavrı ikiye ayırasım geliyor.

Birinci tayfa, teknolojiye hiç bulaşmayanlar ya da ne yapsalar da bir türlü bulaşamayanlar. Bunlara diyecek lafım yok. Alışkanlıklar kolay edinilemiyor, hemencecik de değişemiyor.

İkinci tayfa iki gruba ayrılıyor. Birinci grup 50 yaşından önce bulaşmış ve halen bu deryada imkan ve ihtiyacına göre, adeta yüzme takımı kullanarak süzülmeye devam edenler. Hemen hepsinin bir tarzı ve güzergahı oluşmuş, bunlarda ciddi bir sorun yok, zaman zaman sağa sola yalpalasalar bile, yüzebiliyorlar.
 
İkinci tayfanın ikinci grubu, 50 yaşından sonra bulaşmaya karar verip, yine aynı deryada, adeta iç çamaşırı ile yüzmeye çalışanlar.

Bu grup yok mu, bu ikinci tayfanın ikinci grubu yok mu; düşman başına. Sanki bir daha fırsat bulamayacakmış da iki kelam etmezse ayıp ve kayıp olacakmış zannıyla ve büyük bir enerji ile mesaj yazma/verme çabasındalar. "Son düzlüktekiler" diye de isimlendirebileceğim bu zatlar o kadar mebzul ve bir o kadar da sarsıcılar ki, bu durumu ancak birbirini müteakip iki nükte-aforizma ile ifade edebilirim:

"Dijital teknolojinin, son düzlüktekilerle dayanılmaz imtihanı." Veya "son düzlüktekilerin dışında kalan tüm dünya nüfusunun, son düzlüktekilerle olan çetin imtihanı."

İnsan yaşlandıkça bilgi ve tecrübesini etrafına aktarmak ihtiyacı hissediyor. Hakikat, etrafındakilerin de buna ileri derecede ve cidden ihtiyacı var, buraya kadar tamam. Be mübarekler, tmama, anladım, birikimlerinizle dijital mecrada yüzmek hoşunuza gidiyor ve kolayınıza geliyor. Bu kertede dijital teknolojiyi kullanabilmek mahareti ayrı bir bahistir, buna girmeyeceğim amma ve lakin iletişim denilen, sair fanilerle irtibat metodunun sünnetullaha tabi bir usulü, bir yordamı var.

Niye imtihan u dünyayı sairlere dar ediyorsunuz ki?

Yazarak, sadece yazarak ve yine yazarak, aslında elmas kıymetinde olan; bilginizi, duyduğunuzu, görgünüzü, velhasıl bilumum tecrübelerinizi, yalnızca yazarak kimseye bir şey öğretemezsiniz, klavyeyi zorlamayın. Tıpkı konuşarak, sadece konuşarak ve yine konuşarak, hem de biteviye konuşarak, aslında elmas kıymetinde olan tecrübelerinizi, yalnızca konuşarak kimseye aktaramayacağınız ya da aktaramadığınız gibi. Lafın büyüğünü lisan-ı haliniz etmiyorsa, lisan-ı kâl sizi sadece son ütücü yapıyor, bilesiniz.

Hele bahsini ettiğim, ikinci tayfanın ikinci grubu olan bu son düzlüktekiler, bir de dava sahibi mü'min idiyse, dayansın ehl-i kubur. Duyar kasmaktan, aslında ekserisi faydalı malumatı, yığın haline getirip önüne çıkan her yere ve herkese boca etmekten asla geri durmuyorlar, asla.

Sünnetullaha uyun, muhteremler, niçin uymuyorsunuz? Lütfen geliniz, Allah'ı (cc) dinleyiniz.

Önce geçmiş hayatınızla, ardından hal-i hazırdaki fiil ve tavrınızla örnek olunuz. Siz yazmadan önce, konuşmadan önce vücudunuz yazsın (önceden yazmış olmalıydı), hayat tarzınız konuşsun (önceden konuşmuş olmalıydı), yani evvelen mazideki siz dile gelsin (önceden gelmiş olmalıydı).

Sonra, her şeye rağmen nasıl geçtiği de artık bir önemi yok. Yerli yersiz değil, ihtiyaç olduğunda, hele de size itibar eden yoksa kavl-i leyyin ile bir yolunu, usulünü, icabını bulup, Allah'ın kullarını, onların zamanını, kulaklarını, gözlerini ve zihinlerini, bir de klavyeyi darlamadan kısa kısa bahsedin ve geçin. Mücevheratınızı ulu orta her yerde açmayın ve saçmayın; değeri düşer, kıymetinizi kaybedersiniz.

Hani Cenâb-ı Rasul Efendimiz buyuruyor ya:

"Eğer beli bükülmüş yaşlılar, takva sahibi gençler, süt emen çocuklar, yayılan hayvanlar olmasaydı, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti."

Siz bu güzel sözü nasıl anlıyorsunuz bilmiyorum, ama benim anladığım şudur:

Günümüzde bela, fitne, fesat sel gibi üzerimize dökülmüyorsa, bu beli bükülmüş ihtiyarlar sayasende olur veya oldu. Zira onlar hayvanları beslediler, yayabildiler; sonra çocuklara ve onlara süt olacak gıdalara sahip çıktılar; ardından gençlerin takva sahibi olmasına imkan ve fırsat verdiler, tüm bu vazifelerini yaparken de bellleri büküldü. Bu serancam üzere beli bükülenler sebebiyle de seldan muhafaza olunuyoruz.

Böyle olmadı da şayet belalar sel gibi dökülüyor idiyse; bu beli bükülmüş ihtiyarlar, hayvanları yayamadlar; çocuklara ve onlara süt olacak gıdalara sahip çıkamadılar; gençlerin takva sahibi olmasına imkan ve fırsat vermediler; ama yine de belleri büküldü.

Ortaya çıkma ihtimali bulunan bu her iki durumda da yukarıda bahsettiğim tüm gruplar için, son düzlükte yapacak tek bir şey kalıyor.

Emr-i İlahi'lerden olan:
Ya "bana dua edin ki size cevap vereyim"e
Ya da "duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var"a tabi olmak zorundasınız, mecburiyetindeyiz.

Şu kelamları eden biri olarak bu fakirin ismini, isterseniz evvelinde de dijital mecralarda yüzmüş bir faninin sözü olarak okuyun, istemezseniz son düzlükte bir şeyleri yorumlarken etrafını yoran bir gafilin eser-i zühulü olarak kabul edin.

Yahu yine de demeden geçemeyeceğim; ne olur darlanmayın, bilmiyor muydunuz; emek olmadan  yemek olmaz.
 
Rica ediyorum, etrafınızdakileri de darlamayın; artık vakit geçti. Size/bize kalan ise sadece şudur: sünnetullaha uymak ve her hâl u kârda dua etmek.
 
Lütfen.
 
 
1 Kasım 2025 
Engin MUTLU 

0 yorum:

Yorum Gönder