2 Nisan 2017 Pazar

Pazar, Nisan 02, 2017 - 0 Yorum

Vav mı olam, Elif mi?


"Vav"ın, boynu mu büküktür yoksa beli mi? Ya da “Elif” neden hep dik durur? Ya da zevâhir neye işaret ediyor?

Her iki harf de Arap Alfabesinde diğer harfleri kıskandıracak bir makama ve asalete sahiptir denilebilir. Zira bu iki harf; önce insanı Halik’ı karşısında, sonra insanı diğer insanlar arasında ve nihayet bir elmanın iki yarısı olanları yek diğeriyle uyumlu bir yörüngeye oturtan; tasavvufi derinliğe sahip; sır ve hikmetlerle dolu muhteşem abidelerdir.

"Elif" Allah'ın birliğini, "vav" ise kulun Elif’e, gönülden itaat ve bağlılığını temsil eder. Vav olabilen kuldaki vecd, Elif’teki sonsuzlukta hakikate ulaşır ve nihayet mutlak doğruluktaki Elif’in gölgesinde sükûna kavuşur. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olan kul, başka kullara üstün değildir amma vav ile elif arasındaki mûsikiyi yukarıdaki esasa uygun akort edebildiğinde, halifelik vazifesini hakkıyla yapabilmiştir denilebilir.

Bir elmanın iki yarısı olmaya talip olanlara gelince. “Elif gibi olan”, kendisinin diğer yarısı olmayı kabul eden ebedî yoldaşını vav'a dönüştürebilecek düzlemde kalabiliyor ve erdemli olabiliyor ise, üzerine düşeni yapabiliyor demektir. An gelir yerler değişir/değişmelidir, bu görev değişimi aynı safiyette aralarında devredip durur/durmalıdır. Bu güzergahın sonu “Allah'ın Huzurunda” sükuna kavuştuğunda, "her bir yarım elma" huzuru işte o zaman ve ebeden bulur.

Ne zaman “yarımlardan biri” vav olmayı eğilmek zanneder, hemen yanı başındaki elifin “dik”liğini ve “düz”lüğünü görmez; elif olmayı lider olmak gibi bir marifet zanneder veya amaç haline getirir; ne zaman nöbet değişimi zamanını esaretin başlangıcı bilir; işte o zaman hem kendisinin, hem “diğer yarım”ın, hem de etrafındakilerin bazen dünyasını, çoğunlukla da ahiretini "gayın"a çevirir. Vaktâ ki kul bu hale gelir; nasıl ki gaynın yazılması, eli ve bileği; telaffuzu boğazı ve dili yorar, aynen bunun gibi yürek pare pare olur, adeta tükenir, biter. "Ah min'el-Aşk" cümlesi böyle bir yürekten sızan iniltinin tasavvuf nezafetinde beden bulmuş halidir. Anadolu insanı, zarafetini kaybetmeden bu iniltiyi şöyle dillendirmiştir:

Eski libas gibi aşığın gönlü;
Söküldükten sonra dikilmez imiş.
Güzel sever isen gerdanı benli;
Her güzelin kahrı çekilmez imiş

Seyranî`nin gönlü gamla yaş imiş,
Aşk-u sevda cümle derde baş imiş,
Ben bağrını toprak sandım, taş imiş;
Meğer taşa tohum ekilmez imiş...

Eğer “yarımlardan biri” gördüğüne "bakabilir" ise, baktığını "görmesini" de bilir. İşte dostlar, Kays’ı Rabbisinin huzurunda “Elif gibi Sevdalı, Vav gibi Mecnun”, işbu fakiri de “tahrip olmuş elif, boynu bükük vav” yapan sır budur.

Kırdı isem, kusuruma bakmayınız ve lütfen hakkınızı helal ediniz. Zira, Elif’imin ma’lul ve madrub; Vav’ımın harâb ve vîrân olan tarafından sızmıştır.

Ma'as-Selâm

Engin MUTLU


__________________________
Ana Sayfaya Dön ◀ Çalışmalarım ◀ Makâle - Deneme 

0 yorum:

Yorum Gönder