7 Nisan 2020 Salı

Salı, Nisan 07, 2020 - 0 Yorum

Yok+[tun/muşsun/sun]

Evet Sen Yoksun

Epeyce “uzun bir süre”dir; eskiler buna “kahir ekseriyetle” derlerdi, biz “çoğunlukla” der olduk, sıkça konuştuğum kendimle sohbet ederim. Bazan dışarı çıkıp gezdiğimiz olur, zaman zaman karşı karşıya oturup, hiç konuşmadan bakıştığımız da vakidir. Kahir ekseriyetle o daha aktifdir; akıl verir, yargılar, dengeler, bazan kızar; asar-keser, teselli ettiği, tavsiyelerde bulunduğu zamanlar da olmuştur. Zannımca, böyle zamanlarda kendim, bana karşı vicdanımla işbirliği yapıyor diye düşünürüm.

Bugün farklı bir tarz denedim; kendimi de vicdanımı da evde bıraktım, dışarıda biraz dolaştım; sadece ben. Duygularımı da boş arsada tek başına top koşturan çocuk gibi, zihnimde serbest bıraktım, kayıtsız bir şekilde gezdim, dolaştım.

Eve dönünce arkadaşlarımı, merak içinde beni bekliyor buldum. “Hadi” dediler, “hadi ne yaptın anlat, anlat da seni ölçüp-biçip hizaya sokalım.” İlk defa oluyor, kendim ve vicdanımdan gizleyebildiğim, bilgisi sadece bende bulunan cümlelere sahip olmam. Yerini sadece kendisinin bildiği mücevher madeni keşfetmiş insan cesareti, kibri, belki cehaletiyle başladım, anlatmaya…Yoğrulmamış, törpülenmemiş; hiç işlenmemiş, mahluk nazarı hiç ilişmemiş, hiç bir insan tarafından iğdiş edilmemiş hislerimi saydım, sıraladım:

“Samimiyet kokan bir sokakta yürürken, birden hızlıca kaçmaya başladım, derdim ama koşamadım. Korkmuştum; beni fark etsin istemedim yolumun üzerindeki, kendi konforlu hayatlarıyla meşgul köpekler. Korktum, usulca geçip gittim yanlarından. Yalnız yürüdüm; sen yoktun!

Bereket ikram eden sahil kenarında huzuru teneffüs ederken, aniden yüzmeye başladım, hem de dakikalarca derdim ama yüzemedim. Korkmuştum; beni içine çeksin, bağrına bassın, bereketini tattırırken gark etsin istemedim; dalgalar. Korktum, sakince geçip gittim kenarından. Yalnız yürüdüm; sen yoktun!

Dostluk ikram eden bir âdem lisan-ı haliyle vefa dağıtırken ansızın sarıldım, derdim ama sarılamadım. Korkmuştum, sonraki zamanların değeri kaybolsun, beni fani bir menfaat bekliyor zannetsin istememiştim; insan. Korktum, usulca bakıp gittim yanından. Yalnız yürüdüm; sen yoktun!

Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… Yılların ortasında; günlerce, saatlerin içinde; dakikalarca, saniyelerin üstünde; asırlar boyunca ama artık korkmadan yürüdüm, yürümüşüm, yalnız yürümüşüm, tek başıma; ama sen yoktun, yokmuşsun, yoksun.

Şimdi yaşlılığın bahçe kapısından; rehgüzarından bakıyorum. Çocukluğuma bakıyorum, gençliğime, yetişkinlik zamanlarıma bakıyorum. Yetiştiklerime ve yetemediklerime, kazandıklarıma ve alamadıklarıma, bulduklarıma ve kaybettiklerime, sahip olduklarıma ve veremediklerime bakıyorum da hakikatte sebeb-i şükr olan bu serencam-ı hayat-ı perişanımda; ya sen yoksun, ya zaten yokmuşsun, belki de hiç yoktun.

Ben göremedim; Rabbimden gayrısını… Elhamdülillah.

Evet, fani dünyada bana güzergâh tarif eden, ham olan beni pişiren dostlarım, diyeceklerim bunlardı. Şimdi söz sizde, buyurun.”

Dostlarım; kendim ve vicdanım önce birbirlerine baktılar, sonra dönüp beni süzdüler. Ardından oldukça uzun bir sessizlik geldi.

Hâlikımın tarassutunda kahvemi yudumlarken dostlarım yine yanıbaşımdaydı. Uzun uzun sohbet etmeye başladık; eskisi gibi.
 
Şükür ki; sen hâlâ yok+[tun/muşsun/sun].

 
Engin MUTLU

____________________________
Ana Sayfaya Dön ◀ Çalışmalarım Bencileyin Hikayecik'ler

0 yorum:

Yorum Gönder