21 Haziran 2020 Pazar

Pazar, Haziran 21, 2020 - 0 Yorum

Kırmızı Sana Çok Yakışıyor!

Istırabını harice duyurmak istemeyenler, “kan kustum, kızılcık şerbeti içtim” derlermiş. Düşünüyorum da hangisi daha fena; derdini harice anlatamayacak kadar yalnız kalmak mı, sesini duyuramayacak kadar uzakta tutulmak mı, yoksa olur da eller fark ederlerse diye kızılcık şerbetine sığınmak mı? Aslında doğru olan, ıstırab zannedilen şeylerin Rabbin kişiye özel ikramı olduğunu bilip, namahreme göstermemek hissi olabilir.

Ya şerbetle izah edilemeyecek kadar çok istifra varsa? Ya artık istifra ile açıklanacak kadar bile kan kalmadıysa vücutta? İster kızılcık olsun, ister kan, dudaktan sızan kızıllığı fark edemeyenlerle çevrili olmak mıdır artık taşınamaz olan? Yoksa dost zannettiklerimizin yanaklarımızdan süzülen damlaları görmek zahmetine katlanacak kadar yüzümüze bakmıyor olmaları mıdır? İşte bunu bilemedim.

Göğüsten yenilen kurşun, hatta karın boşluğuna saplanan hançer bile insanın son bir nefes almasına fırsat veriyor da ansızın arkadan alınan darbe, orta yerinden kesiyor insanın nefesini. Yarısı dışarıda yarısı içeride, kalakalıyorsun.

O gün bu gündür aldığım her nefesin yarısı ciğerlerimde kalıyor; çıkamıyor, çıkmak için ne yol bulabiliyor, ne de derman. "O gün bu gündür" ancak ve sadece şükrederek tamamlayabiliyorum içimde kalan yarısını ve ancak şükrederek sarabiliyorum o yarayı; içimde yarım kalan son nefesle, Elhamdülillah. Nimettir, buna da şükür!

Diyelim ki gün gelir, yarım kalan nefes de çıkamaz olur, belki asıl hakeden odur; ona da şükür. Zira, kırmızı sana çok yakışıyor.

Kazlıçeşme
Engin MUTLU

____________________________
Ana Sayfaya Dön ◀ Çalışmalarım ◀ Hakikat'ten Damlalar 

0 yorum:

Yorum Gönder