12 Ağustos 2020 Çarşamba

Çarşamba, Ağustos 12, 2020 - 0 Yorum

Keşke Makası...

Keşke Makası

Hayat, akıp giderken aldığımız nefeslerin zincirmîsal dizilişinden ibaret. Bir başka ifadeyle biz bir şey yapmıyoruz, yaşamıyoruz veya konuşmuyoruz. Sadece nefes alıp veriyoruz ve hayat nefes rayları üzerinde, denizde süzülen yunus gibi akıyor, geçiyor.

Bu seyrüseferde en dikkat çekici kısım, “keşke”, "keşkeler" ve "keşkelerimiz". Aslında nefes rayları üzerinde giderken, son nefese kadar tıkır tıkır giden hayat yolculuğunda dikkat edilecek yegâne unsur, arkamızda kalan kavşaklardan birinde imkazsızı talep etmek olan makas değiştirmek arzusu, yani “keşke”ler. Zira “nefes”i “nefis” hesabına alınca keşke makasında sadece lokomotifin değil, ardından gelen bütün vagonların güzergâhı değişiyor. Aynı makinist, aynı yolcular, aynı lokomotif, aynı vagonlar, aynı yük ve hatta aynı hız. Ancak, istikamet değiştiği için varacağımız mekanlar başka oluyor. Artık göreceğimiz ilk istasyonun adı da “keşkeli ilk pişmanlık.”

Kim bilir hangi rakımda, hangi şehrin sınırlarında nasıl bir dünyevi konforla ve fakat manevi ıstırapla bizi bekliyor istasyon(lar). Bilemeyiz, hangi mevsimde, hangi vadide nasıl bir ıssızlığın koynunda, hangi gölün görünmeyen dipsizliğinde, uhrevi ve manevi olmayan konforsuzluğu ile kucaklayacak gönlümüzü. Ardından kaçıncısı olduğunu bile hatırlayamayacağımız “keşke makasları” yüzünden, önümüze dökülecek başka beldelerdeki başka duraklar, başka istasyonlar. Ve bu mekanlarda ruhumuza içireceğimiz “pişmanlık” özlü içecekler, bedenimize zerk edeceğimiz “olmasaydı” bitkisinden mamul gıdalar.

Dün akşam kahvemi yudumlarken, aklımdan dudağıma bir önceki istasyonda yudumladığım kahvenin tadı geliverdi. Geçtiğim nefes rayları üzerinde gezindiğim hayat gibi duraksamaksızın, zincirleme düşünmeye başladım. En lezzetli kahveyi nerede içmiştim, kim yapmıştı, en güzel kokan fincanı kim sunmuştu? Bütün fincanları ve kahvelerini az önce içtiğimle kıyas edebilsem, tat ve lezzet sıralaması nasıl olurdu acaba?

İçtiğim ilk kahveyi hatırladım; yanında gelen, bir çubuğa tutturulmuş küçük lokumla beraber. O gün, cevabını bulamadığım “lokumun kahvenin yanında ne işi var” sorusu ve sanki tabaktaki lokumla etrafımı sarmış gibi hissettiğim kararsızlık. Her yudum/nefes ile peş peşe geçtiğim makaslar. İlki, içinde erimeli makası; sonra fincanın içindeki kahveyle karıştırma makası; biraz koklama, biraz eritme, biraz karıştırma makasları ve hâkezâ. Ve son yudumda, son telve ile arta kalan lokumu yediğim son makas. Sade kahveye lezzet katmak için küçük parçalar halinde birkaç yudumda bir tüketilmesi gereken lokumlu Türk kahvesi keyfini nasıl harâb etmişim, meğer. Bir fincana sığdırdığım ve fakat galonların almadığı keşkeleri. Keyifle içtiğimi zannederken, acılığındaki tadın bir ömrü zehrettiği kahveler. İki parmağımla tutup, fasılalı bir kaç nefesle ağzımdan boca ettiğim fincan görünümlü tankerlerin boşalttığı kahveler.

Bugün yudumladığım fincanda, yarım asrı doldurduğum ömrü ve neredeyse bütün keşkelerimi gördüm. Elli yıl süren ama küçücük bir fincanın dibindeki telve tanesi gibi küçük, yanındaki lokum kadar alâkasız ve yalnız ömrümü. Aman ya Rabbî, ne çokmuş “pişmanlık istasyonları”na giden “keşke makasları”m.

O esnada beynime göğsümün sıkıştığı sinyali geldi; daraldım. Göğsüm sıkışınca beynim ardı ardına, bütün vagonları, muhteviyatını, geçtiği rayları, uğradığı durakları ve dolayısı ile keşke makaslarının doğurduğu istasyonları bir nefes süresine sığdırıp, bitişik nizam önüme koymaz mı? Hatıralar beynime, beynim kalbime, kalbim göğsüme ve nihayet bütün bedenime hakim olmak istercesine, bir sağdan bir soldan saldırmaya başladı; lokomotif dahil tüm vagonları sallayıp duruyordu. Hayat katarı nefes rayından ha çıktı, ha çıkacak.

Benim nefesimden mi çıktı, bir başka nefes mi söyledi, yoksa “ne nefsini nefesine ne de nefesini nefsine tükettirmeyen bir nefs-i mutmainne"nin nefesinden mi coştu bilmiyorum; bir ses, iki kelimelik terkipten oluşan bir ab-ı hayat aktı kulaklarıma ve her şeyi durdurdu. Katar kervanı rayların üzerine çakılmıştı be sesle; “Allah-u Ekber.”

Ne muhteşem bir nefes, ne hâriku’l-âde bir müjde, ne eşsiz bir makas imiş bu nida: Allah-u Ekber. 

Bütün keşkelerim devrildi, ufaldı, söndü ve kayboldu. Kendimi, işte bu ilk keşke makasında rastladığım kahvenin karşısında buldum. Madden ve manen içinde bulunduğum konforu tariften acizim artık. Allah-u Ekber.

İnsanların nezdinde bütün varlıklar; bitkiler, hayvanat, bulutlar, rüzgar, her şey durdu. Nefes ve hayat durdu. Keşkeler durdu. Ben de durdum. Allah-u Ekber ve lillahil-hamd.

Hayatı tarif şeklim, ona yüklediğim anlam, varlıkların var olmasındaki amaca bakışım ve nefes alışım değişti. Hayat, nefes raylarında cıvıldayarak seyretmeye başladı. Bu ahval üzereyken güzergahtaki seyr-ü seferi anlamlı kılan tek bir hakikat, mutlak bir gerçek olarak önüme çıktı; şükür. Bir ve Tek Olan’a şükür.

Sizin de keşke makaslarından geçtiğiniz için gereksiz istasyonlara uğramışlığınız var ise naçizane tavsiyemdir:

Hepsini birer birer Allah-u Ekber süzgecinden geçirip, şükür ırmağında yıkayıp, hamd kokularıyla bezeyin. Nefes raylarında yürüyen hayat katarının lokomotifine yakıt edin ki; her şeyde ve her şerde bulunan "mutlak hayr" içre olasınız. Keşkeler ve pişmanlıklar olmadan/olmuşsa imtihanın sırrı ile kalan ömrünüzü tatlandırabilesiniz. Siz bu hâlde iken hiçbir makas sizi sırat-ı müstakim üzere olmaktan uzaklaştırmaz, uzaklaştıramayacaktır. Akabinde ve beraberinde hem dünyevi-maddi hem uhrevi-manevi konforu yaşarsınız; henüz her şeyi yapabiliyor, yaşayabiliyor veya konuşabiliyor iken.


28 Haziran 2020
Engin MUTLU

_________________________

0 yorum:

Yorum Gönder