26 Şubat 2023 Pazar

Pazar, Şubat 26, 2023 - 0 Yorum

Mâverâ: Hindeli ve Kumaş!

Hindeli. Tarih boyunca ve hâlâ medeniyetiyle kendisini var ve fark ettirmiş münbit topraklara sahip sath-ı arz. Bu bereketli memleket, batı me-den'iyetinin, karanlığını dünyaya örtmeden önceki zamanlarda, yani 18. yy. evvelinde; pamuk üretimi, bundan mütevellit kumaşı ve bu kumaşı dokuyan kadim kültürün usta parmakları ile bilinir ve tanınırdı, böyle de meşhur olmuştu.

Karanın en zifiri halini de kaydeden tarih kitapları der ki; birçok gündüz ve gecelerde, dünyanın üzerine karabasan olup çöken "canlı türlerinden birine mensup bir millet" varmış. Bu bahiste, tarih denilen seyr-ü sefer kitabının karaya bulanmış sayfaları, derkenarındaki notlarda, “hamuru tahrip ve tedhiş ile yoğrulmuş bu kavim ....” muhtevasındaki izahlarda şunları aktarmış. “Bu güruh, mayasının icabı gereği Hindeli sakinlerinin sahip oldukları, Allah’ın lütfu zenginlikleri ve şöhretlerini kıskanır olmuş. Sonunda yapacaklarını yapmışlar, bilcümle Hind ahalisi için de kahredici bir hinlik faaliyetine girişmişler.
 
Tekstil atölyelerinde, el tezgahlarında örümceği kıskandıracak ustalıkla tıkır tıkır işleyen ve mahir sanatkârların tezhib ettiği kumaş nakşetme sanatına sergi olan dokumalarına da mâni olmak şehvetine kapılmışlar. İbâdullah’ın el ve kollarını, hususan düğüm atmalarına imkân bırakmamak için; gülü dalından ayırır gibi, dalı gövdesinden yolar gibi, fideyi gülzârdan koparır gibi bilhassa baş parmaklarını gaddarcasına düşürmüşler. Çıkrıklar, tezgahlar ve bilumum alet edevât parçalanmış."

Gülistan’da çiğnenen güllerin miktarı yüz binleri bulmuş. Evet, bu topraklarda pamuk üretimi devam etmiş etmesine, bu ahali bu leyl-ü neharı da geride bırakmış bırakmasına lakin, Hint Kumaşı artık bulunamaz olmuş. Bu acâip ve garâip cins, bu ye’cüc ve me’cücü kıskandıran sözüm ona millet, maalesef, artık, dünyada kumaşları ve kumaş kesip biçenleri ile şöhret sahibi oluvermiş.

Kıymetli dostlar, “niyetin tekstil sanayiinin sergüzeştini anlatmak mıdır?” derseniz; “hayır”. Hepimizin az veya çok aşina olduğu bir Erzincan türküsünü dinlerken hatırıma geldi bütün bu kelâmlar.

Sözleri bir anne aşk etmiş, derleyip meşk eden de onun evladı. Bahsini ettiğim türkü de “Vardım Hint Eline Kumaş Getirdim.” Yani kahramanlarımız, tarihin beyaz sayfalarına yazılası halk müziği ustası, davudî sesli Turan Engin ile konağı cennet olası anası. Nota ve repertuar kayıtları Yücel Paşmakçı’yı derleyen, Turan Engin’i de kaynak kişi olarak zikreder.

Vardım Hindeli’ne kumaş getirdim,
Açtım bedestânı, sattım oturdum.
Sen benim başıma neler getirdin;
Ben senin derdini çekemem gönül.

Ah be anacığım! Gönlünün çektiğine mi dertlendin, Hint elinin kırıldığına mı yandın? Niçin çekip aldın bizi de o ateşin orta yerine? Hangi bedestânda idi kurduğun tezgâh? İlmek ilmek dokuduğun eserini işleyen yüreğine rahmet, eline sağlık, gönlüne bereket olsun da çektiklerine değdi mi bari? Müşteri buldun, pazarını ettin de huzur verdi mi sana bu alış veriş? Ya da sanatına hangi yaban gönüller dokundu da hem kendini yaktın, hem de bizi kavurdun?

Bilesin muhterem annem; ne kumaşlar dokur oldu kullar artık, nice kirli libasları kisve eylediler temiz olmayan bedenlerine? Hatta etinin de ruhunun da kumaşı yekpâre ve sun’i nice heyûlâlar yaşar oldu arzda senden sonra, bir bilsen!

Engin üstadım; bir kara bulut gibi göğe çıkan, bir "yağmur gibi rahmet oldum" zannıyla sel olup yere inen, kimseye yâr olamadığı gibi kendi hevesâtına yâr edemediklerini yardan savurup, ehl-i dîli yaralayan çukur yüreklilerle doldu cihan, bir görsen!

Yürekler, zihinler, gönüller ve özellikle kalpler; aşklar, sevdâlar, muhabbetler sizden sonra değişti, o kadar çok değişti ki; "Bulunmaz Hint Kumaşı"ndan daha çok bulunamaz oldu. Aşkı parmakları ile bağlamaya dokumak yerine, sevdayı sazda kördüğüm eden; ördeklerin huşû içerisinde göllerde süzülmesine hayran olmak yerine yolup, emin olmak için gölün suyuyla yetinmeyip bir de zavallının göz yaşlarında boğan; sevilmekten imtina edip, heves yelkeniyle suları yaran ne gönüller görür oldu kalpler bir bilseniz.

Cevher yere düşmekle kadr-ü kıymetten sakıt olmaz idiyken ve dahi aslan yatağından belli olurken; vaktâki zulümle ilmek ilmek dokunmuş bu nevzuhur kumaş vefasızlara giysi oldu, aslan da kendini çul içinde yatar buldu. Ne dert çekmeye namzet gönül, ne kahra şükredecek yürek kaldı insanoğlunda; birkaç kederli baş ile az biraz da hüzünlü sevdâ hikayesinden gayri… "Şöyle garip, bencileyin" demiş ya Yunus, işte öyle.

Tıpkı yürek yakan Anadolu Türküleri'nin hikayelerindeki gibi, tıpkı Necip Fazıl’ın mısralarında olduğu gibi:

Geçti, geçti mevsimler…
Süpürüldü takvimler.
Gidenlerden kalan şey;
Duvarlarda resimler,
Mezarlarda isimler…
Geçti, geçti mevsimler…

Vesselam.
 
26  Şubat 2023
Anadolu Kavağı
Engin MUTLU

_________________________

0 yorum:

Yorum Gönder