Perşembe, Ağustos 01, 2024 -
0 Yorum
0 Yorum
Berâyı Malûmât!
X (Twitter) hesabımı gören dostlar, “kaç yıldır hesabın var, neredeyse yazdığın hiç bir şey yok; sen trol müsün, necisin, niye tweet/gönderi atmıyorsun” diye soruyorlar. Zaman zaman yorum yaptığımda profilimi inceleyen varsa, onlar da benzeri düşünceler taşıyor olabilirler. Bİr de istisnasız tüm zevzeklerin burada da bulunduğu hakikatinden yola çıkarak, kendimi bu mesajları yazmak zorunda hissettim.
Öncelikle, kullandığım “Gündüzalp Ellisekiz” ismi mahlas olarak seçtiğim isimdir ve yaklaşık 25 yıldır kullanıyorum. Amacım, kültürümüzdeki mahlas kullanma ihtiyacından başka bir şey değil, mahlas niçin seçilir merak eden olursa, araştırsın öğrenecektir. “Gündüzalp”; sevdiğim iki insandan mülhemdir, “Ellisekiz” ise memleketime işareten.
Allah’ın her şeyi gördüğü ve bildiği bir âlemde gizlenmek, saklanmak gibi bir niyet, imanıma aykırı davranmak olur. Dostlarım, beni tanıyanlar bunu zaten biliyor, bilmeyen de bloğumu ziyaret ederse öğrenecektir, beni merak etmeyene de diyecek bir şeyim olamaz. Zaten amacım şöhret bulup, tanınır olmak değil. Mesleğim olan muallimliğin etkisinden, hayat felsefem diyebileceğim; önce kendime sonra, mümkünse birilerine bir kelime de olsa hayr ulaştırabilmek; gök kubbede kuru gürültü yapmak, kara görüntü oluşturmak değil.
Efendim, hiç birini kullanmıyorum; on yıla yaklaştı, o gün var olan tüm sosyal medya hesaplarımı, yeni çıkanlara da kapımı kapattım; yalnız, benzer amaçlarla ve oldukça sade kullandığım X ile YouTube kaldı.
“Anla”şılmamak, “anla”tamamak, “anla”mamak,“anla”yamamak; ya da sosyal mecranın en kahredici ve en kullanışlı zehiri olan; “zaten anlamak istememek.” Her biri tek başına ayrı bir zihnî felaket sebebi olan bu kavramların, çoğu ya da hepsi bir arada olunca tam bir kıyamet manzarası verir/veriyor.
“Anlamak” fiilinin yerine, “öğrenmek, bilmek, üretmek” fiillerini koyarak, aynı zehrin diğer versiyonlarını da ekleyebilirdim, eklemedim; ya ekledim sayın ya da siz ekleyin. İşte özetle, sosyal mecraların kullanım şekillerini görünce bende oluşturduğu his bu. Şimdi geleyim ayrıntılara:
Birincisi; üç-beş kelimeyle meramımı anlatamıyorum, uzun yazsam ona da X müsaade etmiyor. Bundaki maksat kimse kimseyi anlamasın; yarım yamalak iletişim kursunlar; çok uzatmadan birbirleriyle hızlıca dalaşsınlar; birbirlerine sövüp saysınlar; diyecekleri ve amaçları kursaklarında kalsın gibi niyetlerle, kör dövüşü için meydan mı açmaktır, bilmiyorum.
Belki şöyle düşünüyor da olabilirler: “İnsanlar muhataplarının çapını, karatını, kalitesini görsünler, kimlerle aynı oksijeni tüketiyorlar, bilsinler” benzeri bir tragedya hedeflenmiş veya insanımsılardaki vandallık seviyesini ölçmek, barbarları sıfır hata ile tespit etme aleti icat etmek istemiş de olabilirler, günahlarını almayayım. Artık her ne ise…
Bir de “mavi tik alma” meselesi var. Para kazanma amacını anlarım, trol hesap veya sanal zeka tedirginliğini anlarım, manipule etme sadistliğini engelleme çabasını anlarım, paravanların arkasında itibar cellatlarının önünü kesme niyetini anlarım ama “mavi tikin yoksa uzun yazamazsın” kotasını anlamam mümkün değil. Size ne be kardeşim; o ki bana yazı yazma imkânı verdiniz, diyeceklerime niye sınır koyuyorsunuz? Küfür savurup, hakaret edenleri, insanları aşağılayıp küçük düşürenleri, mavi tik vermeyip kısa yazmasını sağlayarak engelleyebiliyor musunuz; yok.
Bu, varlığından veya çalıştığından emin olamadığım “zerre boyutlu beyin” sahipleri zaten isteseler de uzun yazamazlar, sermayeleri imkân vermez. O zaman beni niye kısıtlıyorsunuz? Kendi ölçülerinize göre gerçek kişi olduğunu tespit ettiğiniz kişilere mavi tik zorunluluğunu koyun, hakkınızdır ama konuşmama niye izin vermiyorsunuz?
Platformdaki amaç, niyet, hedef, maksat nedir bilmem, lakin hakikatte cereyan eden sadece kör dövüşü. Hatta sadece kör dövüşü olsa gam değil; sağır dövüşü, dilsiz dövüşü, kalpsiz dövüşü, çolak dövüşü, topal dövüşü, akıl fukarası dövüşü, mantık katili dövüşü, vandal dövüşü, barbar dövüşü, kafes dövüşü, çekvalfleri arızalı olduğundan geri dönüp, ağızlarından akan ifrazâtı klavyeden de akıtmayı becerebilenlerin dövüşü, ne bileyim dövüş olduğu kesin de cinsi mevzuya göre değişiyor. İşte bu tip kusûrât ile muhatap olmak istemediğimden, içimden bir şeyler yazmak gelmiyor. Böyle bir ortamda yazmanın bana faydası olur mu, yoksa zaman kaybı mıdır, bu da ayrı bir mesele.
İkincisi; dizi şeklinde post yazmak hem karman çorman bir manzara oluşturuyor, hem de gereksiz zaman kaybı oluyor. Böyle bir durumda fikr-i takip yapmak şengen vizesi almaktan zor. Hadi matruşka gibi ısrarla dizinin peşine düştün diyelim, bu sefer de paragraflar arasında, konudaki anlamı ve bütünlüğü korumak/yakalamak kolay değil.
Dizide bir yere bir şey yazsan ya da gönderileri; yorumları/eklemeleri/soruları okumaya kalksan neyin nerede olacağı/olduğu meselesi definecilikten büyük ustalık istiyor. Hele eğer X’e dadanmış “herzeler”den birine denk geldiysen vay haline. (Bu “herzeler sorunsalı”na ayrıca, yedincisi ve sekizincisi olarak değineceğim.) Dizi postların işe yarayıp yaramadığı, dikkate alınıp alınmadığı meselesi de ayrı bir muamma. Yani kasıtlı, planlı, kalıcı kaos nasıl olur deseniz, bendeki cevap bu haliyle X.
Üçüncüsü; bir blogum var. Bir şeyler yazma, duygularımı dökme ihtiyacı hissedersem orayı kullanıyorum. Kelimelerde kısıtlama yok; ister az ister çok, doğru veya yanlış; bana kafi geliyor. Hassaten, eksiğiyle fazlasıyla karaladıklarıma sadece kendi hissiyatımı aksettirmeye çalışıyorum, çok merak eden varsa/olursa oraya bakabilir. Ayrıca “herzeler” için hiç uygun bir arena olmadığından uğrama ihtimalleri neredeyse sıfır. Çünkü onlar, kodları/mayaları gereği “tek bir ıkınmayla mümkün olduğu kadar fazla canlıyı rahatsız etmek” isterler, niye hızlı koşan atın seyrek düşen herzesi gibi olmayı kabullensinler ki?
Dördüncüsü; bari “katılayım katılmayayım; fikir ve bilgisine itibar ettiğim, mümtaz, mahir, velûd; klavyesini akıl, zihin ve bilgiyle kullanabilen insanları takip edeyim, yeni bir şeyler öğrenirim” diye, ekseriyetle yazmaktansa, okumakla yetiniyorum. Takip ettiklerimin sayısını artırayım diyorum ama bu satırları yazmama sebep olan durumlardan dolayı, hâlet-i ruhiyem bozulacak diye tedirgin oluyorum.
Beşincisi; piyasa zevzek dolu. Hatta, değil iki koyunu; otomatik vitesli aracı bile süremeyecek kabiliyet düşmanları, sırf alfabenin harflerini yan yana getirebildiği için “zihinsel atık” üretiyor. İki satır yazı yazsan, bu aşırı yüklü çöp kamyonları tek bir düğmeye/tuşa dokunarak bütün yükünü boşaltıp gidiyor. Sonra uğraş ki üzerine bulaşmasın, çabala ki pislikleri ayıklayasın. Ben okuyan olarak böyle girdaplara dalarken, kim bilir metni yazan ne azaplar çekiyordur; ne diyeyim, Allah sabır ve derman versin.
Altıncısı; otuz yılı geçti, severek, bıkmadan, yorulmadan eğitimle uğraşıyorum. İnsanlar kendi yaş grubu ve bulunması gereken gelişim düzeylerinde iken bir şeyler anlatmak beni yormadı, yormuyor. Lakin, yaşı ilerlediği halde bilgi ve kavrama düzeyi “Ali topu at, tut Ali tut, Oya ip atla” seviyesinde takılı kalanlar, yetmiyormuş gibi bir de aynı zamanda IQ’su ayakkabı numarasından küçük olanlarla uğraşmak zaman israfı; gereksiz hamallık. Sosyal mecra kanallarını, sanki bunlar istihdam edilsin diye icat etmişler; istisnasız bütün “kifayetsiz muhterisler” buraya dadanmış, istisnasız her tonundan mebzul miktarda var.
Yedincisi; yazmıyorum da bu “yetersiz bakiyeler”den uzak kalabiliyor muyum; hayır. Şöyle ki; bir insan bir fikir ileri sürmüş, hemen saniye zayi etmeden; yaratılış lüzumunu anlayamadığım, imtihan deyip görmezden gelmeye çalıştığım bu “insanımsı familya” anında habitatlarından çıkıp, yazının altına üşüşüyorlar ki; hem de ne üşüşme, aman ya Rabbî, bunlardan, bilcümle mahlukâtını muhafaza et. Keselerinde ne tür atık varsa, ya kısa bir süre klavye temasıyla hepsini ya da ürün yelpazelerinin tümünden en az birer numuneyi itinayla bırakıveriyorlar.
Be hey gâfil ü nâdan; varsa bir fikrin, medenice ifade et. Beğenmediysen veya doğru olduğunu düşünmüyorsan; beğeniyorsan ve ekleyecek farklı bir düşüncen varsa ve becerebiliyorsan, farklı zihni üretiminle alternatif bir şeyler karala. Değilse çirkeflik (atar-gider) yapmanın ne lüzumu var, değişik(ler)?
Sekizincisi; bir de bu, biri diğerinden daha az ya da fazla kaliteye sahip olmayan atık objeler öyle bir organize olma becerisine sahipler ki; yazılan her konuyu aralarında öyle adilâne paylaşmışlar ki; yıllarca uğraşsan kifayetsizlikte homojen olabilmiş böyle topluluklar yetiştiremezsin.
Sana ne kardeşim, pisliğini her yere serpmek zorunda mısın? Bulaştığına azap, okuyana ıstırap ikram etmek mayanda mı var? Hamurunu iblis yoğurdu da sıfatını şeytan mı sıvazladı? Uzak dur, git kendi habitatındaki organizmalarla cebelleş.
Ey “eğitilemez zayiât”lar; sizlerden uzak durmak için bu kadar çaba sarf ederken, her delikten sızmak, karşıma çıkmak, bunca yıllık emeğimin bir işe yaramadığını göstermek zorunda mısınız? Ey muhterem olmayan “insanımsı tek hücreliler”, rahat bırakın insanları ve beni.
Sözlerimi bağlıyorum efendim, son olarak; bu sebeplerden mütevellit, burada bir şeyler yazmak istemiyorum; içinden gelmiyor. Hadi, “anlıycakları dilden bi aforizma kasiiim: Eğitim şart; dangozların, kalıcı eğitim kusuru oldukları için, ayıklanıp demirbaştan düşürülebilmeleri amacıyla eğitim şart.” Yoksa eğitilmelerin hiçbir imkânı yok.
İnsanlarla sohbet ederken veya blogumda yazdıklarımla âvâzeyi âleme Dâvûd (as) gibi salabiliyor muyum bilemem, lakin kubbede hoş seda bırakmayanlara, bile-isteye bırakmamak için canhıraş bir mücadele içinde olanlara tepkisiz kalmamak için, X’te bari bu kadarını da söylemeden geçmek istemedim; berâyı malumât kabilinden diyeceklerim bundan ibarettir.
Selam ve Muhabbetlerimle…
Gündüzalp ELLİSEKİZ
[Mütekait Muallim Engin MUTLU]
_________________________

0 yorum:
Yorum Gönder