7 Kasım 2022 Pazartesi

Pazartesi, Kasım 07, 2022 - 0 Yorum

Rica Ediyorum, Artık "Taş" Olun! Lütfen...

 
"Ah güzel kuş, ey Attar'ın Simurg'u; nerede o rengâheng tüylerin, havada süzülürken dalga dalga koku yayan kanatların? Ne olmuş sana böyle, bunu kim yaptı, söyle?" Cümleleriyle başlayan veya buna benzer güzellemeleri ihtiva eden bir hikâye değildir, bu.
 
Ya da "yağmurda ıslanmış haliyle titreyen bir kedinin acıklı miyavları" üzerine yazılmış, vicdan tüketerek, merhamet kanatarak yakaran bir nida da değildir.
 
Zamanında dostluğuna sığınılmış velakin, zamanın dokunuşlarıyla gözden düşen, sokaklarda dışı da içi de boşalmış, derisinin hemen altındaki kemikleri ile hemhâl, ince ince sızlayan bir köpeğin vaziyeti de değil anlatacaklarım. Yüklerin altında ezile ezile yaşatılmış bir atın veya ne bileyim benzeri bir acındırma ve acıtma sergüzeştini ömür edinmiş, kim bilir belki de edindirilmiş bir canlının, artık nidası bile duyulmayan, çıkamayan sızılarının ifadeleri hiç değil. Bu hikaye, "taş"ın hikayesi... 
 
Evet, evet! Bildiğiniz taş, kaya artık, hangi dilde başka her ne ismi varsa onun gönlünde pişenlerden başkasını anlatmayan sözlerdir, bu harfler yumağı:
 
“Taş kalpli, taş yürekli diyorsunuz ya, hiç taşın kalbini dinlediniz mi, yakarışlarını duydunuz mu? İnsanları taşlarken insana yazık edersiniz de ‘sen ne hissedersin bir canlıya ya da insana doğru ilerlerken, çarparken; kanattırılırken. Onun kan yuvaları patlattırıldığında bir şey hisseder misin, bir şeyler der misin o esnada, o kula, canlıya ve Allah’ın sanatına?! Selam mı verirsin yahut özür mü dilersin, diye aklınıza niçin gelmez?”
 
İçim harman harman yandı. Sanki, gündoğumunda güneşin önünde kıp kızıl haliyle koşuşan bulutlar alevlenmiş de ormanı yalayarak yakan rüzgar eşliğinde ruhumu, dimağımı kavuran yangın yerine dönmüştüm.
 
“Varıp durduğum yerde sızıya sebep olurken, zahmet edip de düşünmezler; bu kadar nefrete niçin alet edildiğimi. Bu günaha neden gark edildiğimi? Bilmez mi insan, aslında canı yanan âh çeker de can yakarken canı parelenen ben; nice azaba düşerim? İşte böyledir sevgili dostum" dedi. ve devam etti:
 
“Benin de bir yüreğimin olduğu unutulur, ya masum bir vicdana veya âsî bir kula, ancak hücum ve tahkir için layık görülürüm, maalesef."
 
Eşyalarla konuşuyorsan bu normaldir de eğer eşyalar sana cevap veriyorsa... diye bir güzelleme vardır. Muhtemelen siz de benim için böyle düşünüyor olmasılısınız. Ama ben bu güzergâhtan çoktan geçtim. "Söyle bana hiç kimseye söyleyemedikleri o zaman. Söyle derdini, içindekileri... Yoldaş edelim sızılarımızı, zira ben de sencileyin hem fırlatıldım ve o aynı anda isabet aldım,” diyebildim, utanarak.

Ekledi: “Rabbim 'ol' dedi, bu vücutla hayat buldum. Emir aldım, sıcacık ev oldum, adına yuva dediler; bana ise ancak duvar olmak, duvarda taş olmak kaldı.
 
Tutmak maharetimdi; bir tarafta koca koca dağları tuttum. Geçmek için yol yaptılar bedenimin orta yerinden; üzerimden cümle mahlukat kavuşur oldu. Bütün övgü ya yapana ya geçene verildi de bana yerlere serilmek yakıştırıldı, ezilmek layık görüldü.
 
Mücrimlere ve çoğunlukla masumlara "taş gibi lâf"lar söylendi. Diller zehir saçarken “taş kesilesin”; eller zıkkım sunarken “başına taşlar yağsın”; kalpler kin yuvalarken “taş kalpli” ve nihayet kula zulmeder olunca bir kul, “zalimi taşlayalım” dediler.
 
Sorarım şimdi sana, sen de söyle onlara; kaya gibi dimdik durmak meziyet sayılırken, mevsuf methedilir de sıfat niye görmezden gelinir? Sizin Halık’ınız beni de Yaratan değil mi? Suç mudur görevini hakkıyla yapmak? Kusur mudur arzusu hilafına kullanılmak? Kabahat midir, ahdine sadık kalmak?”
 
Bir damla yaş görür gibi oldum ama benim gözümden mi aktı, taşın yüreğinden mi sızdı, fark edemedim. Yoksa vazife tutkunu, aşkına sadık taştan benim yüzüme mi damladı, bilemedim. Ama rahmet sağanaklarıyla ciğerime taşlar yağdığını, merhametli yürek sahibi bir dosta kavuştuğumu hiç unutmayacağım. Sağlam, sözüne sadık, vefalı; "taş" gibi bir dost.
 
Rica ediyorum, artık taş olun, lütfen taş gibi sağlam durun.
 
Özünüzle, sözünle; hiç değilse ömrünüzde bir kere...
 
Mümkünse bundan gayrı...

Vesselam.
 
7 Kasım 2022 
Engin MUTLU
 
 
____________________________
 

0 yorum:

Yorum Gönder